iso 9001, iso 9001 belgesi, iso 22000, tse hizmet yeterlilik belgesi, iso 9000 kalite belgesi, iso danışmanlık eğitim ve kalibrasyon izmir, iso9000 izmir, ıso 9001,izmir iso 14001, iso14001 izmir
iso 9001 izmir
Eurocons Eğitim ve Danışmanlık Anasayfa

BAŞVURU REFERANSLAR

Kurumsal
Hizmetler
Bilgi Bankası
Eğitimler
İletişim
 
Bilgi Bankası - izmir danışmanlık ve eğitim hizmetleri
 
KRİZİ FIRSATA DÖNÜŞTÜRMEK

" Sermayenin azlığına bakarak cesaretiniz kırılmasın.  Böyle müesseseler için en kuvvetli sermaye zeka, dikkat, iffettir.  Teknik ve metodik çalışmasını bilmektir.  Bu düşünceyle işe sarılınız, mutlaka başarılı olursunuz."

M. Kemal ATATÜRK

 

Krizin, gerek kriz süreci devam ederken, gerekse krizin belirgin nedenleri ortadan kalktıktan sonra, kişiler üzerinde olumsuz etkileri sürdüğünden, genel olarak kurum üzerinde yarattığı baskı da son derece önemlidir.

Kriz dönemlerini başarıyla aşabilmemiz, sonraki olumsuz etkilerini en aza indirebilmemiz, hatta fırsata dönüştürebilmemiz için bize yardımcı olacak birtakım anahtar davranış kurallarını şöyle sıralayabiliriz:

Kural 1: İletişim Kur, Aydınlat.
Kriz dönemlerinde, belirsizlik nedeniyle insanların yaşadığı temel duygu korku, korkuyu yaratan temel neden ise, bilgisizliktir. Çünkü insanlar bilmedikleri şeylere karşı korku duyarlar. Bu korkuyu aşmanın yolu ise insanları sürekli bilgilendirmek, onların korkularını azaltacak biçimde her türlü yeni bilgiyi, gelişmeyi onlarla paylaşmaktır.

Kural 2: Daha Çok Dinle, Daha Az Konuş.
Eğer dinlediğimizden çok konuşmamız gerekseydi, iki ağzımız ve bir kulağımız olurdu. İnsanların endişelerine karşı duyarlı olmak gerekir. Bazen ilerleyebilmeleri için onları dinleyerek ve endişelerini anladığımızı hissettirerek üzerlerindeki baskıdan kurtarmalıyız. İnsanların söylediklerini dinleyelim ve onlara, düşünce ve duygularını anlamamızı sağlayacak sorular soralım. Bu onları tanıyıp ilgi göstermenizin bir yoludur, bunun için size sevgi duyacaklardır.

Kural 3: Saygı, Güven ve Sevgi -Ben iyiyim. Kendimi ispat etmeme gerek yok.
Şartlara bağlı saygı ve sevgi, ancak o şartlar varsa vardır. Kayıtsız şartsız saygı, güven ve sevgi ise, şartlar ne olursa olsun, hayatınızın anlamlı ve değerli olduğunu kabul ettiğinizde varolur. Birlikte çalıştığımız insanlara da yine şartlar ne olursa olsun, sevgi, saygı duyduğumuzu ve güvendiğimizi hissettirdiğimizde, onların da sevgi, saygı ve güvenlerini kazanırız. Çünkü insanlar sadece güvendikleri insanların peşinden gider. Kriz dönemlerini başarıyla aşabilmenin temel kurallarından biri de, işte bu güven ortamını oluşturabilmektir.
Ahlaki bir misyona ve değerler dizisine gerçekten sahip olan organizasyonlar, çalışanların kendilerini güvende hissetmelerini sağlarlar. Kendilerine saygı gösterildiğini ve önem verildiğini hisseden, ilişkilerin karşılıklı dürüstlüğe dayandığı organizasyonlarda, kayıtsız şartsız güven hissi doğar ve yayılır. Bu organizasyonlar, küçülmek zorunda kalsalar bile, bunu çalışanlarını en iyi şekilde koruyacak biçimde yaparlar.

Ancak, kendilerini kayıtsız şartsız sevmeyen insanların, başkalarını da kayıtsız şartsız sevmesini bekleyemeyiz. Egosu yüksek olan insanlar, daima kendilerini ikinci planda düşünürler. Çünkü onlar daima, ek bir satışın, ek bir başarının, ek bir statünün, ek bir güç ve kontrol gösterisinin, kendilerinin iyi olduğunu ispat etmek için gerekli olduğuna inanırlar. Ne var ki, tüm bunları yapmadan da iyi olduklarını kabul etmedikçe, çabaları havanda su dövmekten ibaret kalacaktır.
Gordon McDonald, bir kitabında "sahip" ve "borçlu" insanlardan söz eder. Sahip insanlar, ilişkilerine, varlıklarına, fikirlerine ve her şeye kendilerinin sahip olduklarını düşünürler. Bütün zamanlarını sahip oldukları şeyleri korumak için harcarlar. Borçlu insanlar ise her şeylerini başkalarına borçlu olduklarını düşünürler. Hiçbir şeye kendileri sahip değillerdir. Kazandıkları her şeye kıymet verirler ve onları artırmaya çalışırlar.
Peki borçlu insanların farkı nedir? Niçin daha az korkarlar? Bunun sırrı, özgüvenlerinin statü, şöhret, para ve diğer güç ve kontrol ögeleri gibi dış etkenlere dayalı olmamasıdır. Gerçek özgüvene sahip insanlar, başkalarının sahip olduğu ve yaratıcı enerjilerini sınırlayan korkulara ve endişelere sahip değillerdir. Buna da, kayıtsız şartsız özgüven denir.

Kural 4: Takdiri Artır, Eleştiriyi Azalt.
Her aktivitenin başlangıcında, ilk başarılar önemlidir. İnsanların birbirlerini, doğru bir şey (doğruya yakın da olsa) yaparken görmelerine ve takdir etmelerine ihtiyaç vardır. Theodore Roosevelt' in dediği gibi: "Asıl saygıya değer olan, eleştiren kişi değildir; güçlü adamın nasıl tökezlediğine ya da işi yapanın eksik olduğu noktaya dikkat çeken de değildir. Saygınlık, gerçekten meydanda olan, yüzü toza toprağa ve tere bulanmış, yiğitçe çabalayan, düşen ama her seferinde ayağa kalkan, büyük coşkuları, yürekten bağlılıkları bilen ve kendini değerli bir amaca adayan, en kötü durumda - yani başarısız olsa da- en azından büyük bir cesaretle savaşım vererek başarısız olduğunun bilincinde olan; böylece, ne utkuyu, ne de yenilgiyi bilen ürkek ruhların arasına katılmayan kişiye aittir."
İnsanları, fark edilmekten daha fazla hiçbir şey motive edemez. İnsanları doğru bir şey yaparken görmek ve onaylamak, onların içlerindeki harika şeyleri ortaya çıkarmalarını sağlar. Aynı şekilde, içimizdeki harika şeyleri serbest bırakmak için de, kendimizi doğru bir şey yaparken görmeli ve onaylamalıyız. Peki, en son ne zaman kendinizi doğru bir şey yaparken gördünüz?

Alışılmışın dışında bir insan değilseniz, kendinizi takdir etmekte güçlük çekersiniz. Büyük çoğunluğumuz kendimizi yanlış bir şey yaparken yakalamaya ve eleştirmeye alışığızdır. Bu nedenle, kendimizdeki harika şeyleri fark edememiş olmamıza şaşırmamak gerekir.

Kendinizi doğru bir şey yaparken yakalamak için önce ne yapmak istediğinize karar verin. Bunun için değerlerinizi ve misyonunuzu tam olarak ifade edin. Kişisel misyonumuz ve bunu şekillendiren değerlerimiz, var oluşumuzun nedenini ve uğruna kendimizi adadığımız temel gayemizi oluşturur. Misyonun burada amaçtan farkı, bir başlangıç ve bitiş zamanının olmayışıdır. Misyon süreklidir. Açık ve net bir misyona ve değerlere sahip olmak, insanın hayatına anlam ve değer kazandırır.

Kişisel Misyonunuzu belirlemek için şu soruları kendinize sormalısınız:

- Ben neden varım?
- Benim en önemli gayem ne?
- Ben öldükten sonra hakkımda ne denmesini isterim?
- Benim bu dünyada olmam, ne farklılık yaratacak?

Kişisel Değerlerinizi belirlemek içinse şu soruları sormalısınız:

- Ben kimim?
- Benim için gerçekten önemli olan ne?
- Hangi üç ana değerle birlikte yaşamak istiyorum?
- Bunlardan hangisi en önemlisi?

Ne yaptığınızı doğru olarak bildikten sonra, kendinizi günü gününe yapılan faaliyetleri yerine getirmenin, sizin misyonunuzun gerçekleşmesine de daha fazla hizmet edeceğini görebilirsiniz. Kendimizdeki en iyiyi ve kendimiz için en iyiyi keşfetmek, bizi devamlı kendimizi eleştirmekten ve mutsuz olmaktan koruyacaktır.

Kural 5: İnsancıl ve Coşkulu Ol, Ortamı Yumuşat.
Kriz ortamında çalışanlar, daracık kıyafetler içinde sıkılan insanlar gibidirler. Bunun için bizler onlara karşı insancıl davranmalı, yardım etmeli ve ortamı yumuşatmalıyız.

Yüzyılımızın tanınmış yazarlarından Henry Ward Beecher şöyle diyor: "Heyecan yaratan konularda, bu durumlarla karşılaşanların aklı başında davranamamalarını anlayamayan hiçkimsenin aklı başında değildir." Ciddiyetin iş ortamındaki insanları yıprattığı ve yaratıcı düşünceyi sınırladığı günümüze yönelik ne kadar da doğru bir söz. Bir şirketi ziyaret ettiğinizde, kimsenin neşeli olmadığını ve hiçbir canlılık kalmadığını görerek bunu anlayabilirsiniz. İnsanların yumuşatılmaya ihtiyacı var, ama buna izinleri ve zamanları yok. 

G.K. Chesterton, "Şakalaşmak, espri yapmak ruhumuzun ihtiyacıdır" derken insan ile iş ilişkisini çok iyi anlıyordu. Walter Chrysler da coşkunun başarıdaki payını anlatırken şöyle diyor: "Başarının asıl sırrı coşkudur. Evet, burada, heyecanı da aşan coşkudan söz ediyorum. İnsanları coşkulu görmek istiyorum ben. Çünkü coşkulu olduklarında başarı destanları yazabilirler. Coşkuluysanız her engeli aşabilirsiniz. Coşku, gözünüzdeki ışıltı, yürüyüşünüzdeki salınım, elinizin kavrayışı, arzunuzun karşı konulmaz yükselişi ve yeni düşünceler üretme enerjinizdir. Coşkulu kişiler büyük savaşçılardır. Azimlidirler ve sarsılmaz değerleri vardır. Tüm gelişmelerin temelinde coşku yatar. Coşku olduğunda başarı muhakkak gelir. Coşkunun yokluğunda ise ancak mazeret vardır."

Kural 6: Alçakgönüllü ve Öğrenmeye Açık Ol -Bilgi, Bir Kişinin Hepsini Birden Bilemeyeceği Kadar Çok ve Karmaşıktır
Alçakgönüllü insanlar, kendilerini diğer insanlardan daha aşağı görmezler. Sadece kendilerini daha az düşünürler. Çünkü bireyci değillerdir ve takım oyununu önemserler. Geçmişte yöneticiler, kendi duygularını astları ile paylaşmaktan çekinirlerdi. Bu bir zayıflık olarak kabul edilirdi. Bugün ise birçok lider, her şeyi biliyor gibi görünmeye çalışıyor. Kendilerini gereğinden fazla ciddiye alıyorlar. Karmaşık iş hayatını yönetirken, kendine güven çok önemli bir değerdir. Ama asla, her şeyi bilmek ile karıştırılmamalıdır. Çünkü bilgi, bir kişinin hepsini birden bilemeyeceği kadar çok ve karmaşıktır. Geçmişte ne kadar başarılı olmuşsak olalım, bilmediğimiz ve öğrenmeye ihtiyacımız olan birçok şey olduğunu kabul etmeye hazır olmalıyız.

İnsani duygularınızı diğer insanlarla paylaşmanızda sayılamayacak kadar çok fayda var. Bu paylaşım sonucunda onların, size ve kendilerine güven duymalarını ve size yaklaşabilmelerini sağlarsınız. Kendi alıcı ve öğreniciliğinizi, çevrenizdekilerin beyin gücüne yayabilirsiniz. Kendinizi, başkalarını dinleyip, onlardan doğan sinerjik bilgiyi almaya açtığınız zaman, başarının en önemli sırrını öğrenmiş olursunuz.

Bir kere kendinizin kim olduğunu keşfetmeye karar verdiğiniz zaman, hayatınızın en önemli seyahatine başlayacaksınız. Yolunuza şaşırmadan devam edebilmek için şuna karar vermelisiniz: Etrafınızda oluşacak bütün değişimlere rağmen, sürekli kişisel gelişim ile kendi şartlarınızı kontrolünüz altında tutabilirsiniz. Bunun anlamı, zayıf olan yönlerinizi kabul etmek ve güçlülüğünüzü artırmak için, günü gününe kendiniz üzerinde çalışmak ve gerçek barışı ve uyumu dışarıda bulamayacağınızı öğrenmektir. İş dünyasında, ailede, ilişkilerde veya aradığınız başka bir yerde... Kendi davranışlarınızı ve durumunuzu kendinizin geliştirebileceğinizi kabul ettiğinizde, dışarıdan hiçbir şeyin etki edemeyeceği bir sükuna ve huzura kavuşacaksınız.

O zaman şunu da anlayacaksınız: "Bir insan olarak, dünyada geliştirebileceğiniz en önemli ilişki, kendiniz ile olan ilişkinizdir." Bunu yapmayı başardığınız zaman, işinize daha farklı bir gözle bakmaya hazır olacaksınız.

Gerçekten başarıya ulaşabilmek için hep birlikte, işimize yeni bir bakış açısı geliştirmeliyiz. Şunu kabul etmeliyiz ki hepimizin birinci gayesi başarı kazanmak değil, bir hizmet sunmaktır. Çünkü "Başarı, müşterilerimizin, iş ve özel hayatımızdaki diğer insanların ihtiyaçlarını tatmin ettiğimiz için kazandığımız bir alkıştır". "İşimi yaparak insanlara yardım ediyorum," inancıyla davranışlarımızı görevimize yönlendirdiğimiz zaman, bu bakış açısı kişisel gelişimimize de yol açar.

Bu durum, organizasyonun içindeki ilişkilerde de geçerlidir. Organizasyon, çalışanlarının ruhsal ihtiyaçlarına da cevap vermelidir. Çalışanlar işlerini, beyinlerinin, vücutlarının, kalplerinin ve ruhlarının beslendiği ve yenilendiği yer olarak düşünebilirler. Organizasyonlar çalışanların ruhsal zenginliklerine de katkıda bulundukları taktirde, çalışanlar, karşılığını şirkete bağlılık ve işe gönüllülük şeklinde geri öderler. Bütün çalışanlar, kendilerinin ve diğer çalışanların başarı yolundaki endişelerini anlamak ve ortadan kaldırmak konusunda sorumluluk almalıdırlar. Diğer çalışanlara ihtiyaçlarını sormalılar ve onların ihtiyaç duyduğu zamanda ve yerde yanlarında olmalılar. Çünkü, "Gerçek başarı, insanlara yapılan bir şey değil, insanlarla birlikte yapılan bir şeydir."

Kural 7: Şartlanmalarından Kurtul, Yaratıcı Ol, Yenilik Üret.
Çelişkili gibi gelebilir ama, başarıya, bilinmeyen ve karmaşık geleceğe doğru yola çıkarken, hepimizin gelişmeye ihtiyacı olan davranışı, çocuklaşmaktır. Büyürken edindiğimiz şartlanmalardan sıyrılıp, oyun dolu çocukluğumuza dönmeliyiz. Kriz dönemlerinde, öğrendiğimiz en önemli şeyleri unutma eğilimi yaygın olduğu için şu soruları hatırlatıcı olarak sormakta yarar var:

- Farklı olmak istiyor musunuz?
- Başkalarına iyi görünmek önemsiz mi?
- Zaman harcamaktan korkmuyor musunuz?
- Her şey mükemmel olmasa da olur mu?
- Kayığı devirmeye cesaretiniz var mı?
- Başkalarının puan kazanmasını kabul edebilir misiniz?
- Macerayı sever misiniz?
- Uzun vadeli çözümlerden yana mısınız?
- Başkalarına güvenebiliyor musunuz?
- Kontrolü elden bırakabilir misiniz?
- Anlaşmazlıkları ve eleştirileri kabul edebiliyor musunuz?

Çocukken bu soruların çoğuna herhalde "evet" cevabı verebilirdiniz. Şimdi "evet" diyebilir misiniz? Ya da "evet" demeyi yeniden öğrenebilir misiniz?

Kural 8: Düşünmeye Zaman Ayır
Eğer gelecekte de aktif olmak istiyorsanız, karmaşık iş hayatında düşünebilmek ve plan yapabilmek için hem kişisel, hem de organizasyonel disipline ihtiyacınız var. Kendinize ait zamanları, ya mevcut durumunuzu geliştirmek ya da ufku gözleyerek, bir süre sonra sahile çarpacak olan büyük dalgaları önceden görmek ve önlem almak için kullanabilirsiniz. İnsanlık tarihindeki belirgin gelişmelerin hiçbiri, günlük ve anlamsız koşuşturmalar sonucunda ortaya çıkmamıştır. Herbiri, derin ve uzun düşüncelerin, çalışmaların eseridir. Kendi geleceğinizi yaratırken de böyle bir sürece ve serbest düşünme zamanına ihtiyaç vardır.

Organizasyonların ve yöneticilerin de serbest düşünmeyi desteklemesi ve bunun için çalışanları motive etmesi gerekir. Liderler, çalışanlardan serbest düşünme zamanlarını, bugün üretilenleri geliştirmek veya yarını yaratmak için kullanmalarını isterlerken, iki konu gündeme gelmektedir: Birincisi, herkesin günlük rutin hayatında, belirli bir serbest düşünme zamanına sahip olması. İkincisi ise yönetimin bu zamanı en verimli nasıl kullanabilecekleri konusunda yol göstermesi gerektiği. Eğer yöneticiler, bu zamanı yaratmak konusunda etkili bir çalışma yapmazlarsa bu zaman asla var olamaz. Yaratıcılığın devamlılığını sağlamak ve onu yönetebilmek için iş akışında daha önce mevcut olmayan boşluklar yaratmak gerekir.

Liderlerin de bunca karmaşa ve stresle başa çıkabilmeleri için sakin ve iç barışa sahip olabilmeleri gerekir. Bütün bu stresin ve gerginliğin ortasında sakin kalabilmek, etkili liderlerin sahip olabilmesi gereken önemli bir özelliktir. Bugün iş hayatında birçok inişler ve çıkışlar yaşayabilirler, ama bunlardan fazla etkilenmemelidirler. İç dünyalarına dikkat ederek ve onu kontrol etmeyi öğrenerek, değişen bir dış dünyanın ortasında etkinliklerini sürdürebilirler. Peki bu sakinlik nereden gelecek? Elbette kendi içlerinden...

Bu liderler, kim olduklarını ve ne yaptıklarını bilirler ve bundan da memnundurlar. Başarı için gerekli kaynakları kendilerinde bulurlar. Dış kaynaklara ( para, şöhret ve güç gibi) bağımlı değillerdir. Bu özellikle dıştan hiçbir kaynak ve destek alınamayan karmaşık işler sırasında çok önemlidir.

"Kendinizi iyi hissediyor musunuz?", "Kendinizle barış halinde misiniz?", "Eğer değilseniz, bu barışı nasıl sağlayacaksınız?"

Sakinlik ve iç barış, sadece liderlerin ihtiyacı değildir. Çalışanların organizasyonlarını sahiplendiği ve liderleri ile birlikte oldukları etkili ve başarılı şirketlerde, bunlara herkesin ihtiyacı vardır.

Eğer gerçekten dünya standartlarında bir organizasyon olmak istiyorsanız, çalışanlarınızın beyin gücünü serbest bırakıp belirli konularda yoğunlaştırdığınız ve birbirleri ile birleştirdiğiniz taktirde, organizasyonunuzun ne kadar yükseleceğini tahmin bile edemezsiniz. Bu ortak harika şeyleri serbest bırakmak ve ortaya çıkarmak, organizasyonun tüm düzeylerindeki bakış açılarını değiştirecektir. Einstein' ın söylediği gibi, "Problem, ne gördüğümüz değil, nasıl gördüğümüzdür".

Yirmi birinci yüzyılın kenarında durup, yolumuzun bizi nereye götüreceğini görmeye çalışan bizler, yirminci yüzyılın gözlükleriyle baktığımız sürece, gideceğimiz yeri göremeyiz. En azından radikal çözümlere ihtiyacımız var ve bunları, içinde bulunduğumuz şartlanmaların dışına çıkmadıkça bulamayız.

Sonuç olarak, eğer devamlı değişen, gelişen, büyük başarılara imza atan, aynı zamanda da geleceğini yaratan bir insan olmak ve böyle bir organizasyon yaratmak istiyorsanız, hiçbir konuda kesin fikirlere sahip olamazsınız. Ya da kendinize olan güveninizi bir gün kazanıp bir gün kaybedemezsiniz. Seyahatin başarılı geçmesi, elinizden gelen katkıda bulunmakla ve başkalarının da aynı şeyi yapmalarına yardımcı olmakla mümkündür. "Dünya standardı" önce insanın kendi ruhunda başlamalıdır. Bunun için kendimize şu soruyu sormalıyız: "Tüm bunları başarmak, krizleri fırsata dönüştürmek, sürekli gelişimi yakalamak ve yarını yaratmak için gerekenler bende var mı?"

Biz olduğuna inanıyoruz. Peki ya siz?

 
 
Kısayollar: iso 9001:2008 | iso 27001 belgesi | iso 22000 | iso 9001 izmir | iso belgesi | marka tescil S.S.S | Şartlar ve Gizlilik | Site Haritası

© 2018 Bu sitenin tüm hakları EUROCONS LTD. ŞTİ.' ne aittir. Şirket, EUROCONS ® markası ile CE - TSE - TSEK - Hizmet Yeterlilik Belgesi - ISO Serisi (9001-14001-18001-22000-13485-16949) standartları konularında danışmanlık hizmetleri vermektedir.

izmir seo uzmanı